|
Gülistan Aywrote:
ALLAH Teala bir adama anlayış verirse, sarhoşun sözü bile adama ibret verir. Şaban-ı Şerif geldiği zaman ayyaşın biri hem içiyor hem de şu şarkıyı söylüyordu:
" İç iç, kana kana iç. Zira Ramazan gölgesi üstüne düştü. " Yani Ramazan'da içemeyeceksin, demek istiyordu. Bir imam efendi camiden çıkmış, evine gidiyordu. Sarhoşun şarkısınu duydu. "Sarhoş ne güzel söylüyor ! Onun içtiği içki benim içtiğim ise ömrüm. Ben gafletle ömrümü içiyorum. Ölüm gölgesi ise üzerimde. Ecel gelmeden sen de dünyayı ganimet bil..." diyerek zamanının ulu zatlarından biri oldu. İnsan dünyaya ibretle bakmalı. Sarhoşada bakılsa ibret vardır. Yeter ki insan ibret almasını bilmeli. Bunun yanı sıra neyi , ne için, kime verdiğinide bilmeli. Canımı veremem, alacaklar... Malımı veremem, bırakıp gideceksin...Çoluk çocuğun ne olacak ? Planların bitmeden gideceksin. Ey Rabbim, canımızı gafletle alma, kamil imanla al. Şeytanın şerrinden halas eyle ey Rabbim. Karanlık toprağın soğukluğundan haberimiz yok. Işık olarak ameli salih nasip eyle. Enbiya-i Zişanın şefaatine, evliya-i izamın himmetine nail eyle. Sadatın üzerimizdeki emeklerini zayı etme-amin! Mehmet Ildırar. Semerkand Dergisi HER NEFESTE ALLAH İLE BERABER OLABİLEN KULLAR OLMAK DİLEĞİ İLE... CUMANIZ MÜBAREK OLSUN... SELAM VE DUA İLE...
May 21
|
|
|
................wrote:
Ağlamak AŞK için ağlar örmektir,
DİKEN’ler İÇ’inde GÜL’ü görmektir. AŞIK-lık CÂNÂN’a CAN-ın vermektir, VAR-lığa neden ne AŞK’tan ziyade. DÜŞ’teki İNSAN’a DÜŞ değil HAYY-at, Hep BAHAR ya da hep KIŞ değil hayat. AŞK’ın gözü kördür, diyene inat, Gördüğüm var mıdır AŞK’tan ziyade. GECE’nin İÇ’inde SABAH’lar saklı, AŞK’ı anlayamaz insanın aklı, YÂR’e GÖNÜL veren, ÖZ’ünde HAK-lı, HAK nerde bulunur, AŞK’tan ziyade. Leyla mı düşürdü Mecnun’u çöle, MEVLA’nın YOL’unda sefâdır çile, Mirac’ta Muhammed (sav), Cebrail ile, ÇİZGİ’yi geçen kim, AŞK’tan ziyade. HAYY ile hayatta, HAYR-ET’ te insan, Ya HAYR’a ya ŞERR’e gayrette insan, SÛR’a dek SIRR’ına SÛRET’ te insan, SÎRET’in bilemez AŞK’tan ziyade. Doğumdan ölüme AŞK hikâyesi, “ÖLMEDEN ÖLMEK” tir AŞK’ın gayesi. NEYZEN’siz duyulur mu NEY’in sesi, NEYZEN’in kim olur, AŞK’tan ziyade. KAL; SÖZ’dür, KALEM’den tüm KELİME’ler, KUL; “DE” KELÂM’ı… O, DİL-inle DİL-er. KALB’indeki SÖZ’ler KİM’den geldiler, KELÂMULLAH ne ki AŞK’tan ziyade… İKİ GÖNÜL BİR-se, samanlık SEYR-AN, GÖNÜL-ler BİR-likte, KİM KİM’e HAYR-AN, DİRİ-den DİRİ-ye akmakta CERY-AN, CAN nedir DİRİ’de AŞK’tan ziyade. YAR-amaz YAR-ama YÂR’dan başkası, AŞIK’a LÛTUF’tur ellere YAS’ı, AŞIK KİM, MAŞUK KİM VUSLAT sonrası, EL-AN ne OL-AN ne AŞK’tan ziyade. YÂR AN-ar yüreğin yangını YÂR’dan, YÂR ile KIŞ YEĞ’dir, YÂR’sız BAHAR’dan, YÂR-in bilmeyene NUR farksız NAR’dan, NAR’ı NUR eden ne AŞK’tan ziyade. ÇAMUR'dan BİR zerre İNSAN HAKK'a KUL, HAKK'ın MURADI ne, O'nu ara bul, HAKK'tan HAKK'la, HAKK'tır, HAKK'a giden YOL, Kendinden KENDİNE, AŞK'tan ziyade. Her yanı sarınca, kor alevleri, AŞK'ına KÂBE'dir, GÖNÜL EVLERİ, KOR'a karşı koymak, KÜL'ün hüneri, KUL'u KÜL eden ne AŞK'tan ziyade. Hayat kışkırtıcı bir kış öyküsü, GÖRÜNMEZ’in görün-TÜLÜ ÖRTÜ’sü, HAYÂL VAR mı VAR olsun görüntüsü, O VAR ÖZ’de GÖZ’de AŞK’tan ziyade. Ne dünde gizlidir ne de yarında, YÂR GÖNÜL-lerin en bahti-YÂR-ında, YETİM YÜREĞİ’nde, ÖKSÜZ BAĞRI’ında, CAN’da CENNET mi VAR, AŞK’tan ziyade Güzellik EŞYA’da güz güneşidir, LEŞ’i güzel gören kuzgun eşidir. NASİP’tir, KISMET’tir, YAZGI işidir, YAZAN-YAZDIRAN KİM AŞK’tan ziyade Karanlıkta AK-KAR bile karadır, YÂR-sızlık karanlık, onmaz yaradır, “YÂR “ diyen YOLCU’nun YOL’u NUR’adır, YOL’u NUR’u nedir AŞK’tan ziyade. Her ŞEY’i KENDİNE perde eyledi, PERDE’de kaldı KUL, ne’tti, neyledi, Kuluna KELÂM’ın KİM’le söyledi, BİLEN,BULAN,OL-AN AŞK’tan ziyade selam ve dua ile....
Apr. 16
|
|
|
................wrote:
BİR SİMİT
Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu. Öğretmeni, onun bu hâlini fark etti: - Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin? Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi: - Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim. - Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım? - Ahmet arkadaşımız var ya... - Evet, ne olmuş Ahmet'e? - Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor. - Ee? - Ona yardım etmek istiyorum. Ama benim yardım ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz? Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardım etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu. Nurhan Öğretmen: - Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum? - Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum. - Nerede çalışıyorsun? - Simit satıyorum. Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi. Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu. Nurhan Öğretmen, Ali'ye döndü: - Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu. - Çok zengin bir işadamı… - Niçin? - İnsanlara daha çok yardım etmek için… - Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak şimdi Ali, Ahmet'in ailesinin durumu pekiyi değil; bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme; çok zengin olduğun zaman insanlara yardım edersin. Olmaz mı? - Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım. - Neden olmaz? - Üç sebepten dolayı olmaz. Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor. İkincisi: "Ağaç yaş iken eğilir." deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam. Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar. Nurhan Öğretmen, karşısında büyük biri varmış gibi dinliyordu: - Bu sonuncusunu pek iyi anlayamadım, dedi. Biraz açıklar mısın? - Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre Cennet'in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet'e girebili-rim. Bundan daha kârlı bir yatırım olur mu? Nurhan Öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını "Evet" anlamında sallarken masanın üzerindeki paraları bir bir topladı. -- Saygısızlığın olmadığı ve tahammül edebileceğiniz kadar bir hoşgörü anlayışı ile paylaşıyoruz. Mutlu Olmak için; Varsa İmkanlarınızı artırın, İmkanlarınız yoksa İsteklerinizi azaltın...
Apr. 8
|
|
|
DOSTLAR ŞEHRİwrote:
bu güzel paylaşımınıza teşekkürler
Apr. 7
|
|
|
Aysunwrote:
İLGİNÇ
insan eğerki 10 milyonu sadaka verecek olsa bu miktarı çok bulur ama 10 milyon ile mağazadan birşey almaya gitse alacak birşey bulamaz... ilginç, insan 10 dk zikir edecek olsa bu zamanı çok bulur ama bir film veya maç olsa bir buçuk saatlik zaman onun için hemen geçiverir... ilginç, bir futbol maçının uzaması insanın hoşuna gider ama Cuma namazında hutbenin birkaç dk uzaması hiç de hoşuna gitmez... ilginç, insan duyduğu dedikoduya hemen inanır ve kabullenir ama kesin doğru olduğunu bildiği birseyi inat ederek hemen kabullenmez... ilginç, insan modayı her an takip eder ama Peygamberimiz (s.a.v ) sünnetini moda gibi bilmez, veya bilse de uygulamaz... ilginç, insan camide bir saat ibadet ederek vakit geçirecek olsa onun için zaman geçmek bilmez ama televizyona bakarken zaman onun için çabucak geçer... ilginç, insan namaz kılarken,ibadet esnasında dünyevi konuları düşünmeyi sever ama normalde islamiyet'i düşünmekten kaçınır... ilginç, insana bir sure'yi veya surenin anlamını okumak zor gelir ama bir romanı okumak onun için kolaydır... ilginç, insan konserde ilk sıralarda olmak için çaba sarfeder ama camide ilk sıralarda olmak için çaba sarfetmez. Aksine namazın sonunda hemen çıkıp gideyim diye son sıralarda olmak ister... ilginç, bir ayet ya da hadis ezberlemek insanın zoruna gider ama müzik listesi top 10'da olan şarkıların hepsini ezbere bilir... ilginç, insan ajandasında bir dini toplantı için zaman bulamaz ama dünyalık işler için çok zaman bulur. ilginç, insan islami konuları dinlemeyi ve anlatmayı zor bulur ama dedikoduları dinlemeyi ve anlatmayı çok sever... ilginç, insan CENNET'e gitmeyi ister ama hiçbir şey yapmadan... ilginç, insan hergün birilerinin ölüm haberini alır ama yine de kendisinin de birgün öleceğini düşünmez... ilginç, insan hergün birgün çürüyecek vücudunu daha formda tutmak için yediklerine dikkat eder, cildine bakım yaptırır ama asla çürümeyen ruhu ve kurtuluşu için hiç dikkat etmez... Sizce de ilginc, degil mi? selam ve dua ile kalın(a.e.o.)gönül dostlarım
Feb. 7
|